TAŞ DEVRİNE DÖNÜŞ - FENA DEĞİL ASLINDA....

31/3/2009 ·

NASA'nın yeni ortaya çıkan raporu, ilk kez farklı bir felaketi öngörüyor ve olası bir tarih de veriliyor: 12 Eylül 2012...

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nce (NASA) hazırlanan raporda, şimdiye kadar pek de düşünülmeyen, farklı bir felaketten söz ediliyor. Raporda ne küresel ısınma, ne depremler, ne süper-volkan, ne göktaşı çarpması var.

Raporda, Güneş'te meydana gelmesi beklenen büyük bir fırtınadan söz ediliyor. Bunun, Dünya'da yaratacağı etkiler ise "kötü bir kehanet" ya da bir korku filmi senaryosundan farksız...

Güneş yüzeyinde meydana gelen büyük fırtınalarla ortaya çıkan plazma toplarının Dünya'daki enerji şebekelerini çökerterek insanlığı mutlak bir çöküşe sürükleyebileceği uyarısı yapılıyor.

NASA'nın Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi'yle ortaklaşa hazırladığı raporda, Güneş'te meydana gelen enerji patlamalarının bugüne kadar Dünya'daki enerji ve iletişim hatlarında görece kısa süreli ve küçük çaplı hasarlara yolaçtığı, ancak büyük çaplı bir patlamanın Dünya'nın manyetik alanına muazzam bir hasar verebileceği kaydedidildi.

Bahsi geçen patlamalardan bugüne kadar kayıtlara geçen tek örneğin 1859'da yaşanan "Carrington Olayı" olduğu belirten uzmanlar, benzer bir patlamanın Kuzey Amerika, İskandinavya, Avrupa ve Çin üzerinde on yıllarca onarılamayacak tahribata yolaçabileceğini söylüyor.

Güneş yüzeyindeki olası bir büyük patlamanın, Dünya'da saatler içerisinde tüm enerji hatlarını eriterek kullanılamaz hale getirebileceği, bunun sonucunda da altyapının çökeceği ve insanlığın Taş Devri'ne dönüş yaşayacağı öngörülüyor. NASA'nın raporunda böyle bir felaket için olası bir tarih de veriliyor: 12 Eylül 2012...

Yorum (yok) Yorum yaz!

8 Süper Gıda

2/12/2008 · Kategori: BESLENME_ ENZIMLER

YOSUNLAR:

Taze mavi-yeşil su yosunu, klorella ve spirulina  doğadaki mükemmel gıdalara en yakın olanlar arasında yer alır.  Çok miktarda amino asit DNA and RNA, enzimlerii, temel besinler ve antioksidanların kolaylıkla sindirilebilecek bir formda içerir. Bu gıdalar arınmaya ve iyileşmeye büyük destek verir; vücudumuzun kendini onarmasına yardımcı olarak sağlıklı yeni hücreler inşa eder; ve bağışıklık sistemimizi güçlendirir. Bu süper gıdaların kalitesi çok önemlidir. Örneğin satın alınan yosunlar ya dondurulmuş bir sıvı içerisinde “canlı” halde veya içeriğindeki enzimleri tahrip edecek bir ısıya maruz bırakılmadan kurutulmuş-dondurulmuş şekilde hazırlanmış olmalıdır.

BUĞDAY ÇİMİ:

Buğday çimi
 suyu en yüksek yoğunlukta klorofil sağlar; bu oran herhangi bir bitkinin kuru ağırlığının yüzde 70’idir. Ayrıca topraktan bitkiye geçen toplam 102 iz elementin 92’sini içerir. Klorofil, hemoglobin molekülünün hemen hemen aynısıdır ve sıvı oksijen görevi görür. Yani bakteri üremesini engeller ve arınmayı güçlendirir. Buğday çimi enzimler ve vitaminlerce de zengindir. Özellikle kanser hücrelerini seçerek yok eden B17 (laetrile) içerir.

ARI POLENİ:

Arı poleni insan hayatı için gerekli olan neredeyse bütün besinleri içerir. Yaklaşık yüzde 50’si proteindir ve bu protein vücut tarafından sindirimi çok kolay bir formda bulunur. Aynı zamanda vitaminlerce, minerallerce ve enzimlerce de zengindir.  Bununla birlikte, takdir etmek gerekir ki, bu mükemmel gıda, arıların kendi besin kaynaklarıdır ve bir arı için bir çay kaşığı poleni toplamak neredeyse bir ay zaman alır. Bu nedenle çevre duyarlılığı göstererek, sürdürülebilirliği daha fazla koruyan bir süper gıda seçebilirsiniz.

GOJİ:

Çin’de yetişen “goji” veya “kurt” yemişleri bütün gıdalar arasında en yüksek beta karotene sahip meyvedir. Vitamin olarak ise portakaldan 500 kat daha fazla C Vitamini içerir. Ayrıca B vitamini, E vitamini ve iz elementlerce de zengindir.  Bağışıklık sistemini iyileştirdiği, karaciğerin işleyişini desteklediği ve duyuları güçlendirdiği bilinmektedir. Çin’de “tutku ateşleyicisi” olarak da bilinen bu meyve ile ilgili bir efsane şu şekilde dile getirilir: “Evinden kilometrelerce uzağa giden erkek goji yememelidir”

MACA:

Maca Peru kökenli bir kök sebzedir, toz şeklinde bulunabilir, hormonal düzenleyici olarak bilinir.  Vücudumuzdaki bütün diğer bezleri düzenleyen hipofiz bezini uyarır. Maca pekçok mineral, vitamin ve aminoasit içerir ve menapoz, iktidarsızlık ve kronik yorgunluk vakalarında kullanılır. Tedavi edeci bir ot olmaktan ziyade, daha çok bir gıda olarak kullanılır ve her gün yenebilir.  Aynı zamanda mükemmel bir bağışıklık sistemi güçlendiricisidir.

DENİZ OTLARI:

Kırmızı deniz otu (dulse), koyu yeşil deniz otu (wakame), deniz yosunu (kelp) ve kırmızı yosun (nori) gibi deniz otları yetiştikleri denizlerin minerallerini bünyelerinde taşırlar. Deniz otları deniz minerallerinin en zengin kaynaklarından biridir.  Bu mineraller deniz otları sayesinde vücudumuzun yapısı ve işleyişi için en mükemmeli olan kolay sindirilebilir ve organik formda vücudumuza girerler. Deniz yosunlarının pekçok türü zengin klorofil kaynağıdır ve tedaviyi destekleyici özelliktedirler.

HAYATİ SEBZELER:

Aslında bir çok sebzeyi süper gıda olarak tanımlayabiliriz ancak bazıları özellikle bitkisel besinlerin zengin kaynağı olarak tanınırlar. Sarmısak, soğan, kabak ve brokoli gibi sebzeler sülfür bakımından zengindir, bu da arınmayı ve sağlığın güçlendirilmesini destekleyen bir bileşkendir. Bu sebzeleri çiğ olarak yiyerek en yüksek faydayı sağlayabilirsiniz.

FİLİZLER:

Tohumlar, taneler ve baklagillerin içinde bulunan enzimler gecenin nemiyle hareketlenerek sürgün verirler. Bu enzimler küçük tohumların büyük bitkiler haline gelmesini sağlayan gücü sağlarlar. Filizler en zengin enzim kaynaklarıdır. Aynı zamanda önemli miktarda vitamin, mineral, aminoasit ve bitkisel besin ihtiva ederler.

SÜPER GIDA KARIŞIMLARI:

Yukarıda sayılan pekçok süper gıdanın biraraya geldiği karışımlar bulunmaktadır. Bunlar yemeğinize veya meyve-sebze suyunuza katabileceğiniz uygun dozlarda kullanılabilir. Seçtiğiniz süper gıda ürününün üretim standarlarını ve kalitesini, üzerindeki etiketi okuyarak kontrol edin. Bütün besinler mutlaka gıda kaynaklı olmalıdır.

Sizin için en iyi süper gıda, çeşitli zamanlardaki sağlık durumunuzla ve hangi besine ihtiyaç duyduğunuzla doğrudan ilintilidir. Bununla birlikte bu gıdaların herbiri kendinizi iyi hissetmeniz yönünde çok olumlu tesir yapacaktır. Süper gıdaları günlük beslenmenize sokarak bir başlangıç yapın. Çok kısa sürede kendinizi daha sağlıklı ve canlı hissedeceksiniz.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

BUĞDAY ÇİMİ; SÜPER BESİN...

1/12/2008 · Kategori: BESLENME_ ENZIMLER

Bu süper besin ilk kez 1950’lerde Hippocrates Sağlık Enstitüsü’nün kurucusu Dr. Ann Wigmore tarafından dünyaya tanıtılmıştır.

Buğday çiminin özellikleri neler?

Gerekli amino asitlerin hepsini bünyesinde barındırır ve bütünsel bir proteindir. Filizlendirme işlemi sayesinde buğday çimeninde bulunan tüm amino asitler bedenimiz tarafından minimum sindirim işlemi ile emilme ve asimile olma becerisini gösterirler. Bu sayede bedenimize giriş yolu bulan amino asitler kolayca hücrelerimize ulaşır ve onları tamir etme işlemine başlarlar. Yani  buğday çiminin şifa ve onarım kaynağıdır.
 

Buğday çimi tohumu olumsuz anlamda etkileyen glüten ve diğer elementleri içermez ve bünyesinde mükemmel sağlık için gerekli olan tüm mineralleri barındırır. 
  

Buğday çimi suyu A, D, E, k vitamini ve B vitaminleri açısından zengindir. Aynı zamanda folik asit ve C vitamini deposu olan buğday çimi filizlendirildiği zaman kolayca kan akışına ve hücrelere dahil olur ve hiçbir bozulmaya uğramadan sindirilebilir.  

% 70 oranında klorofil içerir. Bu  bir bitkide rastlayabileceğiniz en yüksek orandır. Bitkilerin kanı olarak kabul edilen klorofil insan kanında bulunan hemoglobin ile aynı moleküler özellikleri sergiler. Klorofil sayesinde kanımızda bulunan hemoglobin miktarı artar ve oksijenin transferi kolaylaşır, daha alkalize ve daha sağlıklı oluruz. Beyin ve diğer önemli tüm dokularımız kaliteli oksijene ihtiyaç duyarlar ve klorofil oksijen üretimine destek olur. 

Buğday çiminde bulunan klorofil, kanın toksinlerden arınmasına, toksinlere maruz kalmaktan dolayı oluşan mukoza tabakasının kırılmasına ve toksinlerin nötralize edilmesine yardımcı olur.

Buğday çimi suyunda bulunan klorofil ve enzimler sayesinde bedeninizi ilaç artıklarından ve ağır metallerden arındırabilirsiniz. Kolon temizliğinde de kullanabileceğiniz buğday çimi suyu kolonların temizlenmesine ve iyileşmesine yardımcı olur, içerdiği magnezyum sayesinde kabızlığı giderir. 

Bağışıklık Sistemi 
Buğday çiminin bünyesinde bulunan yüksek miktarda klorofil, besinsel değerler ve enzimler bağışıklık sisteminizi güçlendirir. Anti bakteriyel özellikleri sayesinde iyi olmayan bakterilerle etkili biçimde savaşan buğday çimi suyu bedenimize ihtiyaç duyduğu oksijenize ortamı sağlar ve kanser hücrelerinin oluşmasını engeller. 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Buğday çimi, Buğday şırası.....

1/12/2008 · Kategori: BESLENME_ ENZIMLER

Buğday çimi, bol klorofil maddesi dışında 100 kadar vitamin, mineral ve besin maddesi içerir. Taze olarak kullanılan buğday çiminde, aynı ağırlıktaki portakaldan 60 kez daha fazla C vitamini ve aynı ağırlıktaki ıspanaktan 8 kat fazla demir bulunmaktadır. Buğdayın bir başka özelliği ise kandaki toksinleri nötralize eden maddeler içermesidir. Sıvı oksijenle dopdolu olan buğday çimi doğanın en güçlü anti kanseri olan 'laetril' içermektedir. Izgara etler ve füme besinlerin kanserojen maddeler taşıdığı kanıtlanmıştır. Japon bilim adamı Nagivara, taze buğday çiminde bu maddeyi etkisiz hale getiren enzimler ve amino asitler bulmuştur.

Buğday çimi evde de üretilebilir, küçük bir saksıda bile üretilebilir ve olduğu gibi yenebilir. Evde üretemeyenlere tavsiyemiz ise buğday şırası üretmeleri....

Buğday şırasının tarifi: Bir bardak aşurelik buğday, önce tertemiz yıkanarak bir litrelik cam kavanoza konur. Üzerine 3 bardak su klorlu olmamak şartıyla ilave edilir. Kavanozun ağzı bir tülbentle kapatılarak serin bir yerde 24 saat bekletilir. Bu ilk su kullanılmaz, dökülür. Kavanoza yeniden 3 bardak su ilave edilir. 24 saat bekletildikten sonra oluşan yarı gazozlu su içilmek üzere bir kaba aktarılır. Böylece bir bardak aşurelik buğdaydan kış aylarında günde 5 kez, yazın ise günde 3 kez şıra alınır. Buğday şırasının lezzeti bazılarına itici gelebilir. O takdirde her şıra bardağına bir C vitamini tableti eklenirse, nefis bir içecek ortaya çıkar. Laetril, buğday çiminden başka acı badem, kayısı çekirdeğinde ve elma çekirdeğinde bulunur. Laetril, vitamin ve minerallerle verildiğinde çok daha iyi sonuçlar alınmaktadır. 'Kanserin Ölümü' adlı kitabında Manner, bu madde ile yüzde 90 başarı kazandığını söylemişti.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

EGZERSİZ BEYİN HÜCRELERİNİ YENİLİYOR

20/8/2008 · Kategori: OTIZM

Illinois Üniversitesi Sinirbilim ve Kinesiyoloji* Bölümü'nden Charles Hillman 'ın egzersiz-beyin gücü ilişkisini ortaya çıkartmak amacıyla ilköğretim kurumlarından 259 öğrencinin katılımı ile yaptığı araştırma, egzersizin beyni nasıl etkilediğini ortaya koydu. Diğer öğrencilere göre beden eğitimi derslerine daha fazla zaman ayıran denekler, sosyo ekonomik statülerinden bağımsız olarak, matematik ve okuma derslerinde daha üstün bir performans sergilediler.

Yıl sonuna doğru yayımlanacak olan bu çalışma, tek başına belirleyici olmamakla birlikte, son yıllarda çok sayıda bilimsel araştırmadan da benzer sonuçların alınması, egzersizin zihinsel gücü geliştirdiği tezini doğrular nitelikte. Kaldı ki son çalışmalardan birinde, üç ay gibi kısa bir sürede, yoğun bir aerobik programının beyinde yeni sinir hücrelerinin oluşumuna yol açtığı görüldü.

Uzun süredir bunun mümkün olamayacağını düşünen bilim adamları, şimdi yaşlı sinir hücrelerinin bile yoğun ağlar oluşturabileceğini kabul ediyorlar. Bu ağlar insanların daha hızlı ve daha verimli düşünmesinin yolunu açıyor. Ayrıca egzersizin, Alzheimer'ın, dikkat eksikliği hiperaktivite sendromunun ve diğer bilişsel hastalıkların ortaya çıkışını geciktirdiği ve engellediği ileri sürülüyor. Sonuçta yaşa bağlı olmaksızın, güçlü ve zinde bir bedenin güçlü ve zinde bir beyin yarattığı bilimsel olarak kanıtlanmış oluyor.

Bilim adamları sağlam vücudun sağlam bir beyin anlamına geldiğinin farkındaydı ancak ellerinde somut bir kanıt yoktu. "Atletik bilim adamı" yalnızca NCAA'nın (National Collegiate Athletic Association-Amerikan Üniversite Atletik Birliği) düşlediği bir pazarlama manevrası değildi; bu kavram, tarihte Eski Yunan'a kadar uzanan bir geçmişe sahipti. Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden John Ratey , "Sportmen bir vücuda sahip olmak akademik eğitim kadar önemliydi" diyerek tarihte spora verilen değere dikkat çekiyor. Bu arada Batılı bilim adamları da sporcu kalbinin, vücudun diğer organlarıyla birlikte, beyne daha fazla kan pompaladığını fark etmişlerdi.

Egzersizin Beyindeki Etkisi
Daha fazla kan, daha fazla oksijen anlamına geldiği için egzersiz yapan bir kişinin beyin hücreleri daha iyi beslenir. Onlarca yıldır atletik vücut ile zihinsel güç arasında bilimin bulduğu tek bağlantı buydu. Şimdi, beyin tarama cihazları ve biyokimya alanındaki gelişmelerden yararlanan bilim adamları, egzersizin beyinde yarattığı etkileri daha derinlemesine araştırabiliyorlar. Egzersizin etkisi önce kaslarda kendini gösterir. İki veya dört başlı bir kasın her kasılması ve gevşemesinde, IGF adı verilen bir protein
in de aralarında bulunduğu kimyasal maddeler salgılanır. Bu maddeler kan ile birlikte yol alır ve sonunda beyne ulaşır. IGF, beyinde, vücudun "nörotransmiter fabrikasındaki ustabaşı" gibi çalışır.

Bu protein, başka kimyasal maddelerin üretilmesi için emirler yağdırır. Bu maddelerden biri de beyinde üretilen BDNF'dir (Brain Derived Neurotrophic Factor). "Spark: The Revolutionary New Science of Exercise and the Brain- Egzersiz ve beynin devrim yaratan yeni bilimi " isimli kitabın yazarı Ratey, "Mucize" olarak değerlendirdiği bu molekülün daha üst düşüncelere varan faaliyetleri tetiklediğini belirtiyor.

Düzenli egzersiz yardımıyla vücut, BDNF düzeyini geliştirir ve bunun sonucunda beynin sinir hücrelerinde dallanmalar başlar. Böylece birbirleriyle birleşen yeni yollar haberleşme alt yapısını geliştirir.. Öğrenme olgusunun altında yatan bu süreçtir.

Beyin hücreleri arasındaki tüm birleşme noktaları, ileride kullanılmak üzere bir kenarda tutulan yeni yetenek veya bilgilerdir. Bu süreçte çok önemli bir rol oynayan BDNF'nin miktarı çok ise, beynin kapasitesi de o kadar genişler. UCLA'dan sinirbilimci Fernando Gomez-Pinilla , BDNF'nin az olması durumunda beynin yeni bilgilere kendisini kapattığını söylüyor.

Gomez-Pinilla, yaptığı deneylerde sıçanları tekerlekler üzerinde koşturarak, beyinlerindeki BDNF miktarını artırdı. Daha sonra hayvanların yarısını özgür bırakan Gomez-Pinilla, diğer yarısında BDNF'nin etkilerini ilaçla bloke etti. Bir sonraki aşamada atletik sıçanların zekalarını ölçmek için gizlenmiş bir nesneyi bulmalarını istedi. İlk grup kolayca nesneyi bulurken, BDNF'leri bloke edilen ikinci grup ilki kadar başarılı olamadı. Nature dergisinde yayımlanan benzer bir çalışmayı insanlar üzerinde gerçekleştirdi. BDNF üretiminden sorumlu genlerinde bozukluk olan talihsiz insanların, yeni bilgileri belleklerinde tutamadıkları ve eski bilgileri hatırlamakta zorluk çektikleri izlendi.

Nöron Oluşumu
İnsanların pek çoğu erişkin yaşa ulaştıklarında beyinlerindeki BDNF düzeyi sabitlenir. Ancak yaşlanmaya başladıkça nöronları tek tek ölmeye başlar. 1990'lı yılların ortalarına kadar bilim adamları bu kayıpların geri kazanımının mümkün olmayacağına inanıyorlardı. Başka bir deyişle beynin ölü nöronların yerine yenilerini üretmesi mümkün değildi. Ancak son 10 yıldır hayvanlar üzerinde yapılan deneyler, bu görüşün yanlış olduğunu, beynin bazı kısımlarında "nörojenez-sinir sisteminin gelişmesi, sinir dokusu oluşması"nın egzersiz ile mümkün olabileceğini gösterdi.

Geçen haftalarda "Proceedings of the National Academy of Sciences" dergisinde yer alan bir makale bu ilkenin insanlarda da geçerli olduğunu ilk kez gösteriyor. Üç ay süren yoğun bir egzersiz programı sonunda deneklerin beyinlerinde yeni nöronların çıktığı görüldü. Kalp-damar sağlığı yönünden en iyi durumda olanların daha fazla sayıda nöron geliştirmesi de ayrıca dikkat çekiciydi.

Bütün bunların, kök hücrelerini tam anlamıyla gelişmiş, işlevsel nöronlara dönüştüren BDNF'nin marifeti olabilirdi. Bu deneyi gerçekleştiren Columbia Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden nörolog Scott Small ve Salk Enstitüsü'nden nörobiyolog Fred Gage sonuçları şöyle değerlendiriyor: "Egzersizin beyinde ne gibi etkiler yarattığını ilk kez izliyoruz. Bu sonuçların anlamını çözmeye uğraşırken, gelişmeye açık yeni bir konu ile karşı karşıya olduğumuz apaçık."

Egzersizden Etkilenen Bölgeler 
Small ve Gage'in deneyinin değerlendirilme aşamasında, önce yeni beyin hücrelerinin nerede geliştiği araştırıldı. Deneyde, egzersizin etkisiyle beynin tek bir bölgesinde yeni nöronların yeşerdiği görüldü. Bu, hipokampus'un "dentate gyrus" bölgesiydi. Öğrenme ve belleği kontrol altında tutan bu bölge, beynin isimleri ve yüzleri eşleştirmesini sağlar. Yaşlılığa bağlı erozyonun ilk hedefi bu bölgedir. Neyse ki, hipokampus, BDNF'nin yapıcı etkilerine son derece açıktır. Dolayısıyla hipokampus'un yenilenme olasılığı söz konusudur.

Illinois Üniversitesi'nden psikolog Arthur Kramer, "Bu yaşlanma sürecinin yavaşlatıldığı anlamına gelmiyor. Tam tersi bu işlem, yaşlanmanın tersyüz edilmesidir" diyor.

Kramer ayrıca karar verme, birden fazla işlevi aynı anda yürütme ve planlama gibi üst düzey düşüncelerin yürütüldüğü frontal lobun egzersiz sonucu boyutlarında genişleme olduğunu fark etti. Ve daha önce 60'lı ve 70'li yaşlarındaki kadın ve erkekler üzerinde yürütülmüş bir düzine kadar eski çalışma da, hızlı yürüyüş ve diğer aerobik egzersizlerin frontal  lob'u geliştirdiğini ortaya çıkartmıştı.

Bilim adamlarına göre nöronlar, beynin bunların dışında kalan kısımlarında gelişmez. Ancak beynin bu diğer bölgeleri egzersizden başka şekillerde yararlanır. Small, beyin hacminin egzersiz yardımı ile genişlediğini söylüyor. Ratey ise "Dopamin, serotonin, norepinefrin gibi salgılar da egzersiz ile birlikte artar. Dolayısıyla egzersiz yapmak bir miktar Prozac, bir miktar da Ritalin almak gibidir" diyor.

Egzersizin Anında Görülen Etkileri
Oluşumu haftaları bulan nörojenez'den farklı olarak, diğer etkiler egzersizden hemen sonra hissedilir. Hillman, koşu bandında yarım saatlik bir egzersizden 48 dakika sonra beynin daha zinde olacağını söylüyor.

Ancak işin bir de kötü yanı vardır ki; o da bütün bu etkilerin geçici olmasıdır. İnsanların kilosu gibi, zihinsel formun da korunması gerekir. Yeni nöronlar ve aralarındaki bağlantılar yıllarca dayanabilir. Ancak egzersize son verildiği zaman birkaç ay içinde "astrositler" büzülür ve nöronlar eskisi gibi görevini yapmaz. Bu nedenle egzersizin etkisini sürdürmek için egzersize devam etmek gerekir.

Illinois Üniversitesi'nden psikolog William Greenough ,  "20 yaşında yaptığınız egzersizlerin yararının 70 yaşına kadar süreceğini düşünüyorsanız aldanıyorsunuz. 70 yaşındayken sağlam bir beyne sahip olmak istiyorsanız aradaki 50 yıl boyunca egzersizi bırakmamanız gerekir" diyor.

Çocuklarda Egzersizin Etkisi
Egzersiz üzerindeki çalışmaların pek çoğu yaşlılar üzerine odaklanmıştır. Ancak jimnastik ve spor yalnızca bu insanları etkilemez. Aslında gençlerde egzersizin etkisi daha güçlüdür. "Gelişmekte olan beyinlerde egzersizin etkisi daha uzun sürer" diye konuşan Georgia Üniversitesi'nden spor bilimleri profesörü Phil Tomporowski, "Çocuklarda, yetişkinlerde olduğu gibi egzersizden en fazla yararı hipokampus sağlar. Hiperaktif çocukların ebeveynleri bunun farkındadır. Pek çok vakada ilaç yerine çocukların yoğun spor yapması önerilir." Yoğun bir spor çocukların beyinlerinde kalıcı etki yaratır.

20 yaşına kadar çocukların frontal lobları tam olarak gelişmez. Dolayısıyla çocuklar, gerekli fonksiyonların yerine getirilmesi için beyinlerinin başka bölümlerini kullanırlar. Bunlardan biri de beynin öğrenme bölgesidir. Hillman'ın deneyinde ilköğretim çağındaki çocukların egzersiz sonucu matematik, okuma gibi derslerinde daha başarılı olmaları bunun sonucudur.

Beden Eğitimine Ağırlık
Bu bulguların ışığı altında eğitimciler şimdi devlet okullarında beden eğitimi derslerine ağılık verilmesi için çaba sarf ediyorlar. Beden eğitimi derslerinin yoğunlaşmasıyla öğrencilerin diğer derslerde de daha başarılı olacaklarına dikkat çeken bilim adamları, siyasetçileri bu yönde yasa değişikliği yapmaları yönünde uyarıyorlar. ABD'de son yıllarda bazı okullarda okuma derslerinden hemen önce beden eğitimi derslerinin konduğu izleniyor. Öğretmenler, bu sınıflarda çocukların okuma becerilerinde belirgin bir düzelme olduğunu belirtiyorlar.

Bunların yanı sıra eğitimciler daha uzun vadeli planlar da yapıyorlar. Spor alışkanlığını küçük yaşta edinen çocukların büyüdüklerinde daha aktif yetişkinler olma olasılığı yüksektir. Bu durumda çocuklar, büyük ebeveynlerinin karşı karşıya olduğu sorunlara maruz kalmayabilirler. Bu sorunların başında Alzheimer ile sonuçlanan bilişsel çöküntüdür.

Gomez Pinilla'ya göre Amerikan tipi yaşam tarzı, genellikle hareketsizliğe dayandığı için Alzheimer'a davetiye çıkartır. "İnsanların evrimi, hareketli bir yaşam tarzı üzerine kurguludur" diye konuşan Gomez-Pinilla, "Dolayısıyla hareketsizlik üzerine kurgulanan modern yaşam tarzı nedeniyle beynimiz gerektiği gibi çalışamıyor" diyor. Önceki bilimsel çalışmalar haftada birkaç kez egzersize zaman ayıranların, oturduğu yerden kalkmayan yaşıtlarına göre Alzheimer hastalığına daha ileri yaşlarda yakalandığını gösteriyor

Egzersizin beyindeki etkileri konusundaki son gelişmeler beraberinde bir dizi öneriyi de getiriyor. Bunlardan en tartışmalı olanı egzersizin Alzheimer hastalığının ilerleyişini durdurması. Fareler üzerinde yapılan son çalışmalarda tekerlekler üzerinde daha fazla koşuşturan hayvanların beyninde plaka oluşumunun azaldığı ve yavaşladığı izlendi.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::